6/28/2014

Tonari no Seki-kun | YF Blog Tur

Anime Adı: Tonari no Seki-kun
Bölüm sayısı: 21
Bölüm süresi: 7dakika
Yayın Tarihi: 6 Ocak - 26 Mayıs 2014
Tür: Komedi, Okul

"Orijinal manga Seki-kun olarak bilinen bir çocuğun yanında oturan Yokoi adlı bir kız etrafında döner. Ders esnasında, Seki-kun derse kulak vermez ve bunun yerine ilginç küçük dikkati başka tarafa çekici şeyler yapmaya devam eder, mesela sırasında kumu çenterek golf sahası ve deliği ile uğraşma ya da kağıt shogi taşlarıyla çarpıcı bir savaşa girme. Yokoi genellikle kendini onun oyunlarıyla isteksizce ilgilenirken bulur, her zaman sonunda başları öğretmenle derde giriyor olsa bile!" (Türkanime)

Böyle eğlenceli serilerin kısacık olması beni çok kırıyo resmen bittiğine üzüldüm ben...

Özetteki gibi her ders Seki-kun dersi dinlemek yerine çantasından çıkardığı minyatür şeylerle uğraşıyor (Minyatür şeylere zaten zaafım olduğundan hoşuma gitmemesi gibi bir durum olamazdı.) Yan sırasındaki Yokoi ders dinlemek isterken, ister istemez Seki-kunun oyunlarına gözü kayar hatta arada kapılır gider dahil bile olur...

Animede yan sırada oturan Yokoi'den başka konuşan yok denilebilir. Onun dışında ders anlatan hocanın arada sesi geliyor o kadar... Seki-kunun sesini hiç duyamadık hep bekledim ama hiç duyamadık...

Bölüm boyu Yokoi Seki-kunu sessiz çığlıklarla uyarır engellemeye çalışır... Arkada Yokoi bu kadar yıpranırken hocaları farkediyo mu hayır... Ben hoca olsam arkada sessiz çığlık atan sürekli kıpraşan bişey görsem atarım tebeşiri...

Konu olarak çok ilginç ve eğlenceli olmuş, çizimler özensiz gibi duruyo ama bence değil...

Opening ve Endingi de bırakıyım gideyim kısa seri olduğundan seiyuu, karakterler... diye konuya ayrılmadık... zaten 3 kişiyle çevrilmiş anime neyini konuşayım ama eğlenmelikti...



6/11/2014

Fuzuli İşler - 2

Ene bu yazıyı zamanında yazıp taslaklarda unutmuşum jksdhjfsdfkjsd... Sonu yok ama olsun ziyan olmasın.

"Bundan böyle bırcıyla buluşmalarımda kağıt kalemle not alıcam yoksa iki dakika sonra biz neye güldük bu kadar oluyoruz işte yaşlılıktan...
Buluştuğumuz günün sonunda aklımıza geldi de not aldım hatırladıklarımı onlara bakarak yine bırcı ve fuzuli muhabbetlerimiz serisine devam ediyim...

Yalnız yazımı okumakta zorlanıyorum şuan, neyse ilk not olarak "gürde oturma" yazmışım, gür ozalit oluyo bu sürekli saçma sapan çıktılarımızı almaya gittiğimiz kırtasiye. Yine keşke bastıkları şeyleri görmeseler rezilliğinde çıktı almaya geldik, bırcının çanakkalede çekildiği bütün "anlamlı" fotoları bastırdık, sonra çıktı sırası bekleyenlerin oturduğu sandalyelere yerleşip bi 15 dk fotolara tek tek baktık sonra kalkasımız gelmedi otursak ya burda dedik ama işimiz bitmiş ve sıra bekleyen kimse yok belki 5 dk daha dursak napıyosunuz diycekler tabi bizde hemen o soruya cevaplar ürettik hatırladığım sadece yıllardır süre gelen bariz biçimde yaptığı şeyi inkar eden yüüü oturmuyoz cevabı ( bu olay da yine bi dönemki hevesimiz olan bisiklet turlarımızdan birinde bisiklet sürmenin yasak olduğu piknik alanında uyarılınca yooo bisiklet sürmüyorum ki cevabını vermeyi hayal etmemizden kalma - bişeyin de peşini bırakın kaç yıldır aynı geyik- ) neyse bu konu sıkıcıymış halbuki biz çok gülmüştük geçiyorum hemen bir sonraki notuma.

"nerdesin amca" kırtasiyeden sonra benim sgkya öğrenci belgesi vermem gerekiyodu ona gittik orda numaram gelince bırcı adeta annem gibi beni vezneye itekledi halbuki önümdeki amcanın işi bitmemişken kenarda dram yaşadı çocuğun numarası kaçıcakk ayy 303 biziz diye.Bu arada aslında bu olayı yapmama gerek olmadığını öğrendim ama 4 yıldır yapıyodum kimse bana gerek yok dememişti... neyse ordan çıkıp yün bakmaya geçicektik bi yoldan karşıya geçmek için bekliyoduk (ondan önceki bütün yollarda bırcı buralar benim edasıyla karşıdan karşıya geçti) hemen ensemizde bi amca telefonda çılgınlarca haykırıyo "nerdesin yaavvv tamamda nerdesiin, NERDESİİİNNN" diye. Bırcı bi anda beni yola attı ve kaza bela karşıya geçebildik napıyooon yaa diye atarlanınca ( karşıdan karşıya geçme fobim var bu arada) amcadan korkup geçtiğini söyledi sonra aynı babannesiyle yaptığı telefon konuşmaları gibi olduğunu söyledi bi 100metre babannesiyle adamın sesini taklit ederek, çişimizi tutarak yürüdük. İşlerimizi hallettikten sonra bişeyler yemek istedik bırcı tabi çocuk bişey yiyemiyo bi kuru simit aldı (bir veganın dramı) bende başka biyerden yemek aldım buda simidini orda yedi ama bitirmedi kalanına starbucksta devam etti bi gün kovacaklar bizi saçma sapan muhabbetlerimiz ve fakir yemekleri içeri soktuğumuz için dünde ben marketten alınmış pasta yedim açık açık.
Neyse konumuz hiç o değil, burda yine "sherlockjohn" oynadık (şu alnına kağıt yapıştırmalı oyun hala cahilce bilmeyeniniz varsa) burda ne konuştuğumuz nasıl anlattığımız muallak ama kağıtlarda yazanlardan örnek veriyim mümkün oldukça fotolarını koymaya çalışıcam;
-çömerek kapıyı kıran çocuk şu i'm sorry i love younun uyarlaması olan foxtaki dizide çocuk kapı kırdı ama havada çömelme pozisyonunda( o zaman bikaç günlüğüne bırcıda kalmıştım ama internetsizlikten tvye sarmıştık)"
......

Yazı bu kadar kalmış not aldığım kağıt kim bilsin şimdiye doğaya karışmıştır o yüzden devamında ne yaşadık bilmiyorum dediğim gibi iki dk sonra biz neye güldük oluyoruz taa ne zamanın olayını mı hatırlıycam.